Arılar Dışında Hangi Canlılar Polen Taşır?
Sinekler, kelebekler, kınkanatlılar, kuşlar ve yarasalar tozlaşmanın neresinde duruyor? Rüzgârın ve suyun payıyla birlikte işleyişin tamamı.
Tozlaşma denince akla önce bal arısı gelir. Oysa çiçekli bitkilerin poleni taşımak için başvurduğu taşıyıcı listesi çok daha kalabalıktır. Kelebekler, sinekler, kınkanatlılar, karıncalar, bazı kuşlar ve yarasalar da bu işin içindedir. Hatta rüzgâr ve su gibi cansız taşıyıcılar da bitkilerin büyük bir bölümünün üremesini sağlar. Tozlaşmayı tek bir canlıya bağlamak, doğadaki bu geniş iş bölümünü görmeyi engeller.
Tozlaşma tam olarak nedir?
Çiçekli bir bitkide erkek organın ucundaki polen, dişi organın tepesine ulaştığında tozlaşma gerçekleşir. Polen orada çimlenir, bir boru uzatır ve döllenme tamamlanır. Bunun ardından tohum ve çoğu zaman meyve oluşur. Bitkiler yer değiştiremediği için bu aktarımı kendileri yapamaz; ya bir aracı bulmak ya da polenini havaya bırakıp şansa güvenmek zorundadır. Doğadaki renk, koku ve nektar bolluğunun büyük kısmı bu aracıyı ikna etme çabasından doğar.
Aracıyı çeken şey genellikle yiyecektir. Nektar şeker bakımından zengin bir ödüldür; polenin kendisi ise protein kaynağıdır. Böcek çiçeğe yiyecek için gelir, gövdesine bulaşan poleni farkında olmadan bir sonraki çiçeğe taşır. Yani tozlaşma, iki tarafın da kazandığı ama hiçbirinin niyet etmediği bir alışveriştir. Bitki üremesini tamamlar, ziyaretçi karnını doyurur.
Böceklerin geniş ailesi
Yaban arıları, bal arısından farklı olarak çoğunlukla tek başına yaşar ve toprakta ya da odun boşluklarında yuva kurar. Bazıları çiçeğe tutunup kaslarını titreterek poleni sarsarak döker; bu yöntem, polenini kolay bırakmayan bitkilerde belirleyicidir. Bombus arıları ise soğuğa dayanıklı olduğu için, diğer böceklerin uçmadığı serin ve bulutlu günlerde de çalışmayı sürdürür. Bu yüzden erken ilkbahar çiçeklerinde sıkça görülürler.
Sinekler, çoğu kişinin tozlaşma listesine hiç koymadığı halde son derece etkilidir. Özellikle çiçek sinekleri, arıya benzeyen renk desenleriyle çiçekten çiçeğe dolaşır. Sinekler serin ve rutubetli ortamlarda arılardan daha aktiftir; dağlık bölgelerde ve gölgeli alanlarda taşıyıcılığın önemli bölümünü onlar üstlenir. Kokusu ağır, rengi koyu bazı bitkiler ise doğrudan sinekleri hedefleyen bir koku profiline sahiptir.
Kelebekler ve güveler de taşıyıcıdır ama çalışma biçimleri farklıdır. Uzun hortumları sayesinde derin borulu çiçeklere ulaşırlar, buna karşılık vücutlarına arılar kadar çok polen yapışmaz. Güveler geceleri uçtuğu için, akşam saatlerinde açılan ve genellikle açık renkli, güçlü kokulu çiçeklerle eşleşirler. Bir bitkinin ne zaman açtığına bakarak hangi taşıyıcıya oynadığını tahmin etmek çoğu zaman mümkündür.
Kınkanatlılar ve karıncalar
Kınkanatlılar, yani böceklerin sert kanatlı büyük grubu, tozlaşmanın en eski oyuncularından sayılır. Çiçeğin içinde dolaşırken polenle kaplanır, bazen taç yapraklarını da kemirirler. Bu nedenle onlara açık olan çiçekler genellikle sağlam ve kaba yapılıdır. Karıncalar ise yerde yürüdükleri için polenin uzağa taşınmasında sınırlı kalır; buna karşılık yere yakın büyüyen küçük bitkiler için işlevli olabilirler.
Kuşlar ve memeliler
Bazı kuşlar nektarla beslenir ve çiçekten çiçeğe geçerken alınlarına, gagalarına bulaşan poleni taşır. Bu kuşların ziyaret ettiği çiçekler çoğunlukla sağlam saplı, boru biçimli ve genellikle canlı renklidir; koku ise ikinci plandadır, çünkü kuşların koku duyusu genelde renk algıları kadar belirleyici değildir. Sıcak iklimlerde bazı yarasa türleri de aynı işi geceleri yapar; büyük, açık renkli ve güçlü kokulu çiçekler bu gece ziyaretçilerine göre biçimlenmiştir.
Daha nadir örneklerde küçük kemirgenler ve keseli memeliler de tozlaşmaya katkı sunar. Bu ilişkiler dar coğrafyalara özgüdür ama tozlaşmanın yalnızca böceklerle sınırlı olmadığını gösterir. Ortak nokta, ziyaretçinin bitkiye tekrar tekrar gelmesini sağlayacak bir ödülün bulunmasıdır.
Rüzgâr ve suyun payı
Buğday, mısır, çim türleri, çam ve birçok geniş yapraklı ağaç, taşıyıcı canlıya hiç ihtiyaç duymaz. Bu bitkiler poleni doğrudan havaya bırakır. Rüzgârla tozlaşan bitkilerin çiçekleri genellikle gösterişsizdir; parlak renkli taç yaprağa, kokuya ya da nektara yatırım yapmazlar. Bunun yerine çok büyük miktarda hafif polen üretirler, çünkü havaya bırakılan polenin ancak küçük bir kısmı hedefe ulaşır. İlkbaharda arabaların üzerinde biriken sarı toz bu bolluğun görünür hâlidir.
Su içinde yaşayan bazı bitkilerde ise polen su akıntısıyla taşınır. Bu yöntem daha sınırlıdır ama sucul ortamlarda işleyen bir çözümdür. Ayrıca birçok bitki kendi kendini dölleyebilir; taşıyıcı bulunmadığında bu yedek yol devreye girer, ancak genetik çeşitlilik açısından çapraz tozlaşma kadar avantajlı değildir.
Çeşitliliğin neden önemi var?
Farklı taşıyıcılar farklı saatlerde, farklı hava koşullarında ve farklı çiçek biçimlerinde çalışır. Bir bölgede yalnızca tek bir taşıyıcı grubu bulunuyorsa, o grubun sayısı azaldığında tozlaşmanın tamamı aksar. Çeşitli bir taşıyıcı topluluğu ise bu riski dağıtır. Yağmurlu bir haftada sinekler, serin bir sabahta bombuslar, öğle sıcağında başka böcekler devreye girer ve iş aksamadan sürer.
Bu çeşitliliği desteklemek için çok büyük müdahalelere gerek yoktur. Bahçenin bir köşesini kendi hâline bırakmak, farklı mevsimlerde açan bitkiler bulundurmak, ilaçlamayı sınırlamak ve toprakta küçük boşluklar kalmasına izin vermek yeterlidir. Tozlaşma, göze çarpmadan işleyen bir düzendir; onu ayakta tutan da tek bir kahraman değil, birbirini tamamlayan kalabalık bir topluluktur.